Kezban Korkmaz  "Türk Edebiyatı-Modernin Klasikleri"
(Türkische Literatur-Klassiker der Moderne)  isimli inceleme kitabının yazarı, Frankfurt'ta yaşayan Türkolog Beatrix Caner'in Türk edebiyatı hakkındaki görüşlerini aldı.





  beatrix2 Kopie.jpg (22991 Byte)






germany.gif (6523 Byte)Deutsch
ingiltere.gif (9679 Byte)Englisch
turkey5.gif (6597 Byte)Türkisch

Parçalanmanın Türk Romanına Yansıması
Adalet Ağaoğlu

Kezban Korkmaz: Tanzimat dönemini ve hatta daha öncesini incelemenize başlangıç olarak almışsınız-Bu dönemde Osmanlı'da modemleşmeye gidildiği biliniyor. Kitabınızın önsözünde geçen "modern" kavramına bağlı kalarak, o dönemde Türk edebiyatında ne gibi yenilikler oldu? Sizce Avrupa'ya yönelmek modernlik mi sayılıyor?

"Modem" aslında pek belirsiz bir kavramdır. Son yıllarda önde gelen filozoflar moderni bir parçalanma olarak düşünüyor: Devlet yönetimi yeni çağda artık tek elde değil (kral, sultan, çar, vs.), değişik alanları birçok insan (genelde parlamento) idare ediyor, özellikle de devlet ile din kesin ayrılmış durumdalar. Zaten dinin devlet yönetiminden ayrılması modernin vazgeçilmez bir ögesi olarak kabul ediliyor. Bu sadece boyutlardan biridir. Bireyin kendini soyutlaması ve bunun şekilleri de modern çağın belirleyici ögeleridir. Bunların başında kartezyen düşünce sistemi yer alıyor. Descartes'la başlayan yeni düşünüş, bilimlerin gelişmesine yol açmıştı. Bir başka boyut da insanların tanrıdan korkmadan, öbür dünyada cezelandırılmaktan korkmadan yaşamaya başlamalarıdır. Böyle bir korkusuzluk yaşama sevincini mutlaka arttırmıştı. Ve bence Lale devrinde Osmanlı sarayına sızan şey de budur: yaşama sevinci. III Ahmed ve etrafı korkutucu bir karanlıktan yaşamın günşığına çıkmaya karar veriyor, yaşamı keşfediyor. Bilinçli bir modemleşme mi bu, yoksa bir özlem mi? Bilmiyorum ama, Türk moderni bu noktada başlıyor bence, bu özlemin izleri Tanzimata kadar gittikçe belirginleşiyor ve sonunda yeni bir düzenlemede ifadesini buluyor. Ve dünyada ilk kez mutlakiyetçi bir imparator Fransız Devrimi'ne hayran kalıyor, kendi isteğiyle haklarının bir kısmından vazgeçiyor: 1839'da Sultan II Abdulmecid ilk "anayasa" ile ilk "parlamentoyu" yürürlüğe koyuyor? Bu meşhur Tanzimat Fermanı 16 yaşındaki padişahın eseri değil, ondan önceki en az iki padişah bunun üzerinde çalışmıştı, ülkesinin konumunu değiştirmek istemişti. Özellikle II Mahmut modernizm için gerekli adımları kesin bir şekilde hazırlamıştı - Ulema'ya ve onları destekleyen halk çoğunluğuna rağmen.
Buna Avrupa'ya yönelmek mi demek gerekir? Buna ben karar vermek istemiyorum. Her şeyi kesin
bir damga ile değerlendirmek gerekmez belki. Ama yeni bir gelişme başlıyor o an (Lale devrinde), onu kabul edebiliriz. Ben Türkiye adına bu konuda hiçbir değerlendirme yapmak istemiyorum, çünkü tarihin gidişatını hepimiz kabul etmek zorundayız. Somut olaylar hakkında ancak düşünceler, değerlendirmeler üretebiliriz, eksik bilgilerimizi genişletmeye çalışabiliriz.
Bana öyle geliyor ki, Türkiye Avrupa'ya yönelmekte zaten kararlıdır. Bu neden iyi olmasın? Avrupa'yı sanırım jeografik bir yer olarak değil, daha çok Atatürk'ün de kabul ettiği bir değerler birikimi, belli kültürel ve hümanist bir anlayışın birikimi olan düşünsel bir yer olarak kabul etmek gerekir. 0 zaman "Avrupa'ya yönelmek" değişik bir anlam kazanır. Milan Kundera'nın bir deyişi var: Avrupa Avrupa'da değildir, onun değerlerine özlem duyan bütün düşünen insanların içindedir.

pfeilgeri.gif (265 Byte)pfeilileri.gif (259 Byte)


beatrixkitap Kopie.jpg (43676 Byte)

Beatrix Caner

Türkische Literatur

Klassiker der Moderne

Georg Olms Verlag

Hildesheim Zürich New York

1998

432 Seiten 88,00 DM

Zu Beziehen bei:

Mesut Caner Bücherversand

Trümpertstr. 1

60489 Frankfurt a. M.

Tel. / Fax: 069 - 7892805