Parçalanmanın Türk Romanına Yansıması
Adalet Ağaoğlu:





  beatrix2 Kopie.jpg (22991 Byte)






germany.gif (6523 Byte)Deutsch
ingiltere.gif (9679 Byte)Englisch
turkey5.gif (6597 Byte)Türkisch

Interview mit
Beatrix Caner

Modern Türk edebiyatı üstüne aşağı yukarı on yıldır konuşup tartıştığım Beatrix Caner bana, kendisinden daha önce, daha sonra karşılaştığım Türkologlardan farklı gelir. Batı dünyasında Türkologlar genelde Osmanlıcayla, alanları gereği Ural-Altay dilleriyle yakından ilgilenirler. Kuşkusuz bu benim edindiğim genel bir izlenim. Bu Türkologlar "Türk Dili"nin çeşitli yörelerdeki niteliklerinin, lehçe değişikliklerinin, edebiyat ürünlerindeki "etnik renkler"in çekimi altındadırlar. Bu arada özellikle Cumhuriyet sonrası Türkçe ile Türk edebiyatındaki değişim ve gelişimleri, çağdaş ürünler üstüne eğilerek incelemeye fazlaca bir yakınlık göstermemiş olabilirler.

1990 başlarında ve daha sonrala Almanya'nın çeşitli kentlerinde okumalar yapmak, okurlarla "söyleşmek" üzere Türk-Alman kültür evlerinden çağrılar almıştım. Frankfurt'da, gerek Münih ya da Berlin'de, daha küçük kentlerde yapılan bu toplantılarda benim edebiyatçı kimliğimi izleyiciye Beatrix Caner sunacaktı. İşte, bu değerli Türk edebiyatı dostunu öteki bazı Türkologlardan ayıran farkın ne olduğunu, birlikte katıldığımız bu toplantılarda daha iyi anladım. Bir İstanbul karşılaşmamızda bana: "Dil bilgini olmakla, bir dili çok iyi bilmekle bir edebiyat eserini çevirmek ay ayrı şeylerdir," demişti. Türk romanı üstüne eğilişlerine baktıkça, incelemeci olarak bir izleğin izini tarihleri içinde sürmekle bu tarihselliği okumak, onu yaşamak, hatta tarihleri incelenen, kökleri aranan ürünler ışığında bu tarihi yeniden yazmak ayrı şeylerdir, diye düşünmemi güçlendirmekteyim ben de.

Beatrix Caner Almanya'daki okuma günlerimde beni sunarken, günün isteklerine uyup ne bir "kadın yazar olarak" yazdıklarımda feminist durumları öne çıkarıyor, ne de kitaplarımı güncele denk politik bir okuma gözlüğüyle değerlendiriyordu. 0, yazdıklarımda yazımsal özellikleri, insan-toplum, teknik-çevre, ilim, bilim-insan hayatı ilişkilerinden üretebildiğim düşünsel boyutları, o kısacık sürelerde bile sözkonusu ediyordu. Berlin'deki bir konuşmada, özellikle "Hayır" romanımda algıladığı Yirminci Yüzyılın parçalanmış insanına göre, bu parçalanmayı anlamdırabilmek için biçtiğim parçalı kurgulamaya, anlatım diline değiniyordu. Bu değinisini romandan yaptığı bir bölüm çeviriyle desteklemekten de geri durmuyordu. Tabii ki sevindim.

Kuşkusuz hepsi benim yazarlığıma yaklaşımıyla ilgili değil, salt bu kadar değil. Beatrix Caner, yazarlığım şimdiki yaşama bağlı tarihiyle, bu hayatla yazınsal ilgisine bakarken, bu anlamda üstünde durmayı seçtiği Cumhuriyet sonrası Türk yazarlarıyla da ilişkiler kuruyordu. Bunu en azından konuşmalarımızdan biliyorum. Onun ilgi alanı ideolojik tartılarla değer biçmekten uzak duruyor, edebiyat dünyasında "medyanın modalaştırdığı" ürünlere sakıngan bir yaklaşımı bulunduğunu da ortaya koyuyordu. Özgür seçimler yapıyor, kendisi olabilmeyi ve kalabilmeyi önemsiyor o. Türkiye'den uzaktayken de Türk edebiyatındaki değişimlere soğukkanlılıkla, şartlandırmalara fazla kulak asmadan yaklaşabiliyor. Beatrix Caner, Adalet Ağaoğlu'nu okumuştur ama, ondan daha iyi, çözümlenmesi de kalın cetvellerle yapılamayacak Bilge Karasu'yu da okumuş, bu yaza kendi "özerk" gözlükleriyle görmüştür. Şimdi Tanpınar'ı, ne bileyim, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı kendi ışığında nasıl okumuş, incelemişse, usta hikayecimiz Tomris Uyar'ı da incelemiş, bu dünyaya özenli adımlarla girmeyi özellikle seçmiştir.

Onun bu ilgileri, edebiyat eserlerine Türkçe'den Almanca'ya, Almanca'dan Türkçe'ye acele bir çeviri siparişi aldığı için hiç değil. Bu ilgideki tek mecburiyet, görülememişleri aramaktır, eser incelemelerinde eksik gördüklerine kendi yanıtını bulmaktır.

Şimdi, bu kitapta ele aldığını sevinçle öğrendiğim Türk edebiyatında modernlik izleğine aynı mecburiyetle daldığını düşünüyorum. Bu izleği incelemede Batı'dan Doğu'ya oryantalistçe bir yaklaşım olmayacağı gibi, herhalde Doğu'nun Batı'ya bir hoş görünmesi, alttan alması gibi "kompleksler" ölçü diye kullanılmayacak. 19. Yüzyıl sonlarının, bütün bir 20. Yüzyılın insan hayatlarında yolaçtığı parçalanma genelde Türk edebiyatına, özelde Türk romanına nasıl yansıtmıştır? Modernizm, bu romanlardaki arketipler, insanlar bilincindeki parçalanmalar üstünde nasıl, ne oranda rol oynamıştır? Beatrix Caner'in işte bu soruların yanıtlarını aramaya koyulduğunu anlayınca heyecanlandım. Sezdiğim bir şey var: Modernizmin yolaçtığı bilinç parçalanmaları salt şizofren toplum, kaosta insan çerçevesinde kalmayacaktır. Bu parçalanmanın yazınsallığa, roman kurgulamalarına nasıl yansıdığı da gündemde olacaktır. Yavaşla hızın vuruştuğu kırılma noktası, bundan doğan değişimler izlenebilecektir.

Beatrix Caner’in Türk romanına yaklaşması, roman okumanın aynı zamanda toplum, insan ve yaşayan tarih ruhunu okumak demek olduğu düşüncesinde toplanıyor. Böyle olmasa, Tazminat’ta I. ve II. Meşrutiyetlerden başlayarak ve şimdi bilebildiğim kadarıyla Tanpınar’a, onun Huzur romanına kadar uzanarak parçalanmanın çok daha eskilerde başlayıp başlamadığnın neden araştırsın?
Beatrix, bu incelemesinde ele aldığı romanlarda ayrıntılara karşı da çok duyarlı. O kadar sevdiğim, dikkatle okuduğumu sandığım Tanpınar
ın Huzur romanında bir gelinliğin yazarı tarafından simge amacıyla kulllanıldığına hiç dikkat etmemişim. Peki, Batı’da modernizmin tek merkezlikten çıkıp çok merkeze doğru açılınca, bu yeni tarihsel dönemde, şimdide Türk romanındaki insan parçalanmasını şimdi mi belirlemiş sayacağız.
Beatrix Caner, bunun hiç de böyle olmadığını ortaya koymak üzere yapmıştır bu incelemeyi ve geçmişi şimdide yaşatmak ve toplum insanlarını gerçekten tanımak isteyenler için yararlı pusulalardan biri olmalıdır.
 

beatrixkitap Kopie.jpg (43676 Byte)

Beatrix Caner

Türkische Literatur

Klassiker der Moderne

Georg Olms Verlag

Hildesheim Zürich New York

1998

432 Seiten 88,00 DM

Zu Beziehen bei:

Mesut Caner Bücherversand

Trümpertstr. 1

60489 Frankfurt a. M.

Tel. / Fax: 069 - 7892805